David Hume'un epistemolojisinde aklın işlevi


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: İnönü Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe (Yl), Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2019

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: NİGAR GİZEM ÜNAL

Danışman: Emin Çelebi

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Felsefe için akıl hem kavram olarak hem de insanı diğer canlılardan ayıran yeti olarak önemli bir yere sahiptir. Bilginin kaynağı meselesi olarak akıl ya da duyu ikilemi neredeyse tüm filozoflar tarafından üzerinde titizlikle durulan bir konudur. Tarihsel süreç içerisinde çok farklı anlamlar yüklenen akıl, kimi zaman salt bir düşünce melekesi kimi zaman ontolojik bir varlık kimi zaman Tanrı'ya ulaşmanın yegâne koşulu olarak kabul edilmiştir. Ancak 18. Yüzyıla gelindiğinde akla farklı bir vurgunun yapıldığına şahit olmaktayız. Aydınlanma Çağı olarak nitelenen bu çağ aynı zamanda Akıl Çağı olarak da adlandırılmaktadır. Aklın bir tavır olarak karşımıza çıktığı bu yüzyılda, sorgulamaya kapalı olduğu düşünülen ve doğruluğu tartışılmaz görülen pek çok konu, bireyin sorgu alanına dahil edilmiş ve insan teki yegane epistemolojik otorite olarak kabul edilmiştir. Empirik karakterli düşünme biçiminin başat olduğu bu çağın en önemli düşünürlerinden biri kuşkusuz İskoç filozof David Hume'dur. Hume, yaptığı sorgulamalar ve ulaştığı sonuçlarla felsefe tarihinde bir dönüm noktası olmayı başarmıştır.