TÜRKİYE’DE SPOR YÖNETİMİ


DOĞAR Y.

Gece Kitaplığı / Gece Publishing, Ankara, 2019

  • Basım Tarihi: 2019
  • Yayınevi: Gece Kitaplığı / Gece Publishing
  • Basıldığı Şehir: Ankara

Özet

SONUÇ

Cumhuriyet döneminin ilk Anayasası olan 1924 Anayasası’nda sporla ilgili hüküm bulunmamasına rağmen devlet, Cumhuriyet’in birinci döneminde (1922-1936) görev icra eden Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı vasıtasıyla sportif hizmetleri sevk ve idare etmeye çalışmıştır. Devletin, merkezî idare dışında böyle bir teşkilâta sporla ilgili görevler vermesi, bu görevlerini icra ederken ona özerklik tanıması ve malî yardım yapmayı öngörmemesi gibi sebepler, Cumhuriyet’in ilk yıllarında spor alanında ademimerkeziyetçi bir yönetimin varlığını göstermiştir.

Bahsi geçen Cumhuriyet’in bu on üç yılına ait dönemde, spora insan unsuru açısından bakılmış ve spor vasıtasıyla insanların bedenen ve ruhen güçlü olması, kötü alışkanlıklardan uzaklaştırılarak küçük yaşlardan itibaren idare kabiliyetlerinin geliştirilmesi ve teşkilâtçılığıyla yönlendirilmesi amaçlanmıştır. Devlet sporu, insanın her bakımdan geliştirilmesinde gerekli bir araç olarak görmüştür.

Bu sebeple, Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı, spor kulüplerinin kendi üst kuruluşlarına federatif yetkiler devrederek, kişilere söz söyleme, görüş bildirme ve karara katılma hakları tanımış, böylece ademimerkeziyetçi bir idare anlayışını Türk Spor yönetimine kazandırmıştır.

Devlet bu tarz bir yapılanma anlayışına sahip Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı ile, mahallî imkân ve kaynakların özel teşebbüsler vasıtasıyla spor alanında kullanılmasını amaçlamıştır. Ancak, Türkiye’nin savaştan yeni çıkmış bir ülke olması, ekonomisinin güçsüz kalması, halkın kıt iktisadî kaynaklara sahip bulunması, kitle haberleşme araçlarının yeterli miktarda yaygınlaşmaması, spor eğitim ve öğretiminin yeterli olmaması gibi sebeplerden dolayı, kamuoyu spora karşı gerekli duyarlılığa sahip olamamış ve spor hizmetlerinden beklenen amaç gerçekleştirilememiştir.

Bu suretle, Dünya 1929 İktisadî Bunalımı’ndan her yönüyle olumsuz olarak etkilenen Türkiye’de İdman Cemiyetleri İttifakı da, bağımsız ve özerk bir spor teşkilâtı olmakla birlikte, yeterli malî imkânlara sahip olamamış ve bu durum onun fazla uzun ömürlü olmasını engellemiştir.

Spor idaresi yönünden Cumhuriyet’in ikinci döneminde (1936-1938) spora devlet açısından bakılmış ve onun insanı geliştirmesinden ziyade, devletin güçlenmesi için bir araç olduğu ilkesi kabul edilmiştir.

İlk iki dönem birbirleriyle mukayese edildiğinde, birincisinde devlet, Atatürk devrimlerini ve ilkelerini spor aracılığı ile yerleştirmeyi ve yaygınlaştırmayı düşünmemiş, böylece sporu siyasetten uzak tutmuştur. İkincisinde ise, sporu devletin güçlenmesi için bir araç olarak gördüğünden, Atatürk’e bağlı, onun prensiplerini kabul eden, Cumhuriyeti ve ülkeyi koruyan gençlik yetiştirmek gibi amaçlar spor vasıtasıyla gerçekleştirilmek istenmiştir. Ama asıl olarak, bunun yanında devlet bu dönemde, sporu Cumhuriyet Halk Partisi ile özdeş tutmuştur. Dolayısıyla, devletin amaçlarıyla özdeşleştirilen Cumhuriyet Halk Partisi’nin amaçları gerçekleştirilmeye çalışılmış ve spor, bu partinin yaygınlaşması ve halk arasında iyice yerleşmesi için bir araç olarak görülmüştür.

Böylece, Cumhuriyet’in ikinci döneminde sporla siyaset içiçe girmiş ve hükümet programlarında yer almaya başlamıştır.

Bu şartlar altında Türkiye’de toplumun her kesimine götürülmesi gereken sportif hizmetler, sadece belli bir kesime (partilere) götürülmek istenmiştir. Bu durum, sosyal ve siyasal çevrelerde gruplaşmalara sebebiyet vermiş ve böylece hizmetin sunulmasında önemli olan fırsat eşitliği ilkesi ihlal edilerek ademimerkeziyetçilikte merkeziyetçiliğe doğru bir yönelme başlamıştır.

Başlangıçta spor, Cumhuriyet Halk Partisi ile birlikte düşünülür ve spor vasıtasıyla partili gençler yetiştirme hedeflenirken, spor alanında meydana gelen olumsuz gelişmelerin partiyi rahatsız etmesi sonucu, spor işleri partiden uzaklaştırılarak devlete bağlanmış ve bu maksatla 1938 yılında 3530 sayılı Beden Terbiyesi Kanunu çıkarılmış, merkezî hiyerarşi içinde yer alan ve geniş yetkilerle donatılan Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

Bir önceki dönemin spor politikalarının devamı mahiyetinde olan bu üçüncü dönemde (1938-1986), Beden Terbiyesi Kanunu ile spor, devlet mekanizması içine alınmış ve devletin millî amaçlarına hizmet edecek genç neslin yetiştirilmesinde bir araç olması ilkesi kabul edilmiştir.

Sözü geçen Kanun’un ve buna bağlı olarak kurulan Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü’nün böyle bir yapılanma anlayışı taşımasında, o yıllarda Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu; II. Dünya Savaşı’nın olumsuz tesirleri, köklü reformların gerçekleştirilme gereği, merkeziyetçi bir idare anlayışının dünyada rağbet görmesi gibi önemli iç ve dış gelişmelerin payı büyük olmuştur.

Nitekim devlet, Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü teşkilâtını köylere kadar yaygınlaştırarak vatandaşı spor yapmakla yükümlü tutmuş, sporu vatan müdafaasında etkili bir eğitim vasıtası kabul etmiş ve böylece Türkiye’de askerî amaçlı sporda seferberlik başlatmıştır. Bu dönemde spor Antik Yunan’da olduğu gibi, vatan savunmasını gerçekleştirecek askerlerin bedenen ve ruhen eğitilmesi gayesiyle kullanılmıştır.

Ancak, 1946 yılından itibaren tek partili sistemden çok partili sisteme, devletçi ekonomiden karma ekonomiye geçiş ve plânlı kalkınmanın başlatılması gibi gelişmeler Türk spor yönetimini de çeşitli yönleriyle etkilemiştir.

Devlet, 1959’da Spor-Toto teşkilâtını kurarak spora bütçe dışı ek malî kaynak oluşturulmuş ve spor alanında gerek duyulan saha ve tesislerin sayıca artırılmasını hedeflemiştir. 1964’de, Beden Terbiyesi Kanunu ile getirilen spor yapma mükellefiyeti ile, Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü’nün spor kulüp ve grupları üzerindeki hiyerarşik yetkileri Anayasa Mahkeme3i tarafından kaldırılmıştır (3.11.1964 tarih ve 152/66 sayılı karar). 1965 yılından itibaren de, il özel idareleri ile belediyelerin spora tahsis etmek zorunda oldukları ve kanunen öngörülen paylar, 1965 tarih ve 655 sayılı kanunla iptal edilmiştir.

Bu anlamda devlet, spor yönetiminden bir noktada elini çekmiş gibi görünmesine rağmen, spor kulüplerini bu sefer kendine bağlı diğer resmî kurumlar ile denetime tabi tutmuş, ayrıca spora bir yandan bütçe dışı gelir sağlarken, diğer yandan bunu kısıtlamıştır.

Bu kararlarla devlet, hem ademimerkeziyetçi, hem de merkeziyetçi bir eğilim içine girmiş olmaktadır. Bu, aslında bir çelişkinin ifadesidir. Çünkü bu durumun kapsamı, ilkesi, amacı ve nüvesi belli edilmemiştir. Böylece, Türk spor yönetiminde yargı yaptırımlı teşkilâtlanma model ve anlayışından, yine yargı kararıyla spora mahsus devlet yönetimi modelinin devamı sağlanmıştır.

1980’li yıllardan itibaren komünist ülkelerin demokrasiye yönelmeleri, ademimerkeziyetçi idarelerin daha etkili hale gelmeleri ve bilgi toplumuna açılma gibi dünyada meydana gelen eğilimlerin Türkiye’yi de etkilemesi ve böylece ekonomide özelleştirme girişimlerinin artırılması, sosyal müessese ve baskı gruplarının sayıca çoğalması, iletişim araçlarının ülke düzeyinde yaygınlaşmasıyla halkın hemen her konuda bilgilendirilmesi, insanların refah seviyelerinin yükselmesi gibi gelişmeler neticesinde hem Türkiye’nin, hem de Türk insanının spora bakış açısı değişmiş ve yeni bir idare anlayışı filizlenmeye başlamıştır.

Bu gelişmelere paralel olarak sporun sevk ve idaresinde spor kulüp ve kuruluşlarına söz hakkı ve karara katılma yetkisi tanınmaya başlamış, spor Anayasası’nın teminatı altına alınmış, hükümet programları ile kalkınma plânlarında sporla ilgili ademimerkeziyetçi hükümlere yer verilmiş, genel bütçe dışından sağlanan malî gelirler artırılarak mahallî imkân ve kaynakların spora aktarılması gerçekleştirilmiş bu sayede, spor saha ve tesislerinin yapımı hızlandırılmış ve böylece Türkiye, spor alanında daha ileri bir konuma ulaşmıştır.

Gelişen ve değişen şartlar karşısında günün ihtiyaçlarına cevap veremez hale gelen Beden Terbiyesi Kanunu’nun yürürlükten kaldırılması gündeme gelmiş, 1986 tarih ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Teşkilât ve Görevleri hakkında yeni bir Kanun çıkarılmış, buna göre de Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü kurularak, eldeki çalışmanın ayrımına uygun şekilde dördüncü döneme (1986 -) geçilmiştir.

Devlet bu son dönemde, 3289 sayılı kanunla, ilk dönemde olduğu gibi insan unsurunu yeniden ön plâna çıkararak onun bedenen ve ruhen geliştirilmesini amaçlamış ve sporun bu amaca ulaşmada etkili bir eğitim vasıtası olarak görülmesi ilkesini kabul etmiş, bunu gerçekleştirmek için gençlik ve spor konularını aynı bütünün içinde ele alarak sevk ve idaresini uygun görmüştür.

Spor yönetimi açısından Cumhuriyet’in ikinci döneminden itibaren kesintiye uğrayan ademimerkeziyetçi süreç, 1986 yılından sonra yeniden işlemiş ve devlet spor alanında icrai faaliyetlerden elini kısmen çekmeye başlamış ve araya özel ve gönüllü kuruluşların sokulmasına imkân tanımıştır.

Yeni yapılanma içinde devlet, Türk spor yönetiminde en yüksek karar organı olan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün Merkez Danışma Kurulu’nda, hükümet temsilcileri yanında hükümet dışı kurulan spor kurum ve kuruluşlarının temsilcilerine de yer vermiş, bazı spor organlarının tesbitinde bir çeşit seçim sistemini kabul etmiş, spora hazine dışından sağlanan gelir miktarlarını ve kaynaklarını artırmış, mahallî idarelere, kamusal ve özel kuruluşlara yeniden et yetki görev ve yükümlülükler getirmiş ve bu hizmetlerin uygulanmasından Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nü hem yetkili, hem de sorumlu tutmuştur.

Spor alanında Cumhuriyetin birinci, ikinci ve üçüncü dönemlerinde teşvik edilmeyen profesyonellik, futbol alanında dünyada meydana gelen gelişmelerden bağımsız kalamamış ve dördüncü dönemde devlet profesyonelliği, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’la 1986’dan itibaren yasallaştırmıştır. Bu anlamda 1992 tarih ve 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’u çıkararak bilhassa futbola özerklik tanımıştır.

Türkiye’de özellikle futbol alanında görülen bu ademimerkeziyetçi eğilim, diğer spor dallarına da öncülük etmiş ve 1993 yılından itibaren Türkiye Futbol Federasyonu gibi bütün amatör spor federasyonları başkanlarının seçimle belirlenmesi kabul edilmiştir.

Netice itibariyle Spor idaresinde merkeziyetçi bir yönetimden demokratik ve ademimerkeziyetçi bir yönetime geçebilmek için, her şeyden evvel Türkiye’nin sanayi toplumu olması gerekir. Ne var ki nüfusunun yarısı tarımla uğraşır durumda olan Türkiye’ de, böyle bir yönetim şekli henüz emekleme safhasındadır.