Modern Dönem Sufilerinin Savaş Ahlâkı: Emir Abdülkâdir el-Cezâirî
Din ve Küresel Barış, Recep UÇAR,Mohammad Ajmal HANİF,Gültekin Eroğlu, Editör, Ensar Nesriyat, İstanbul, ss.139-160, 2025
- Yayın Türü: Kitapta Bölüm / Araştırma Kitabı
- Basım Tarihi: 2025
- Yayınevi: Ensar Nesriyat
- Basıldığı Şehir: İstanbul
- Sayfa Sayıları: ss.139-160
- Editörler: Recep UÇAR,Mohammad Ajmal HANİF,Gültekin Eroğlu, Editör
- İnönü Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Geçen asrın sonlarına
doğru Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Batı
aradığı yeni düşmanı, geliştirdiği “The Clash of Civilizations/Medeniyetler
Çatışması” teziyle, İslâm dünyasında buldu. “Manipüle edilmiş İkiz Kule
olaylarından” hemen sonra “The Global War on Terrorism/Terörizme Karşı Küresel
Savaş” sloganı arkasına sığınarak sözüm ona radikal İslâm ve mensuplarına savaş
açtı. İslâm’ın güler ve yumuşak yüzü olarak gördüğü tasavvufu -özellikle de
geleneksel formunu- modern dünya Müslümanları için radikal İslâm’a bir
alternatif olarak sunmak istedi. Geleneksel tasavvufun barışçı ve yumuşak
olduğu iddiasından yola çıkarak tasavvuftaki haklı şiddet eğilimini
“Neo-Sufizm” nitelemeleriyle modern tasavvufun bir fenomeni olarak
değerlendirdi. Oysa tasavvuf tarihi boyunca bünyesinde mülayim ve teslimiyetçi
sufiler barındırdığı kadar savaşçı ve değerleri uğruna kılıç/silah kuşanmaktan
kaçınmayan sufileri de yetiştirmiştir. Üstelik az da değil. Bu gerçeğin göz
ardı edilmesi ve ısrarla tasavvufun (bilhasse geleneksel yorumunun) İslâm’ın
güler ve güzel yüzü olarak takdim edilmesi, “Ilımlı İslâm” projeleriyle bu dini
yeniden yapılandırmak isteyen ve “New World Order/Yeni Dünya Düzeni” hülyası
peşinde koşanların beyhude çabalarıyla ilişkilendirmek zor olmasa gerektir.
Yukarıda gördüğümüz
üzere modern dönem Afrika’sında Fransız emperyalizmine karşı silahlı direnişe
yönelen Cezayir kartalı, Emir Abdülkâdir el-Cezâirî “Neo-Sufizm” kapsamında
değerlendirilen tarikatların aksine geleneksel ve sözüm ona İslâm’ın yumuşak ve
güler yüzü olan tasavvufun kurulan ilk tarikatlarından olan Kâdiriyye’ye
mensuptur. Emir, bir taraftan Fransız işgaline karşı silahlı mücadelesini
sürdürürken diğer taraftan onlarla iş birliği yapan ve Neo-Sufizm çerçevesinde
değerlendirilen bir tarikatın mensupları olan Cezayir Ticânilerinin de hesabını
görmüştür. Bu gerçekten yola çıkarak şu sonuçları elde etmek mümkündür:
A. Neo-Sufizm’in en
önemli temsilcileri arasında kabul edilen Ticâniler, Batı Afrika’daki Ticâni
devletin kurucusu el-Hâc Ömer el-Fûtî örneği istisna tutulursa, Batı
(Fransızlarla) ile çatışmamıştır. Kuzey Afrika Ticânileri konjonktürü dikkate
alarak pragmatist davranmış ve bu uğurda ülkedaş ve dindaşlarının düşman olarak
gördüğü Fransızlarla iş birliği yapmaktan kaçınmamıştır.
B. Geleneksel tasavvuf,
Batı’nın sandığı gibi savaşa karşı değildir. Emir’in örneğinde görüldüğü üzere
modern dönemin en amansız sufi savaşçılarını yetiştirmiştir.
C.
Yukarıda
Emir’in şahsında detaylı olarak gördüğümüz gibi modern dönem sufileri gerek
savaş meydanında olsun gerek akabinde olsun din-i mübin-i İslâm’ın asırlar
öncesinden telkin ettiği savaş ahlakından taviz vermemiştir. Emir, esirlerine
son derece alicenap davranmıştır; kendi askerlerinin ihtiyaçlarını giderdiği
gibi onların da her türlü ihtiyaçlarını görmüştür. Modern anlamda insan
haklarından sözün dahi edilmediği bir dönemde çıkardığı fermanlarla savaş
esirlerinin haklarını teslim etmiş; aksine davrananları cezalandırmaktan geri
kalmamıştır. Özellikle kadın esirleri hususunda hassas davranmış; tutsak
edilmeleri fikrinden dahi hoşlanmamıştır. İç ve dış düşmanlarıyla imzaladığı
tüm anlaşmalara hayret verici bir titizlikle sadık kalmıştır. Silahı
bıraktıktan sonra Şam ikameti sıralarında meydana gelen Dürzi-Maruni
çatışmaları esansında takındığı insani ve medeni tavırlarıyla sivil
Hristiyanları katliamdan korurken farklı din ve kültürler ile bir arada
yaşamanın en güzel örneğini sergilemiştir. Gerek Fransız işgaline karşı silahlı
mücadele döneminde yaptıkları olsun gerek Dürzi İsyanı sırasında kendi canını
hiçe sayarak dindaşları dahi olmayan Hristiyanları koruma adına yaptıkları
olsun Emir’in her hâlükârda İslâm’ın koyduğu prensiplere ne denli bağlı olduğu
noktasında birer vesika durumundadır. Bu medeni Müslüman-sufi şahsiyet Cezayir
ve Arap dünyasının kahramanı olduğu kadar tüm alem-i İslâm ve hatta tüm beşeriyetin
da kahramanıdır.