Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Kurumunun Anayasal Sınırları: 10.07.2025 Tarihli İptal Kararı Kapsamında Bir Değerlendirme, 12. Uluslararası Hukuk Sempozyumu Asos Congress, Konya, Türkiye, 13 - 15 Mayıs 2026, ss.152-155, (Özet Bildiri)
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması
(HAGB), ceza muhakemesi hukukunda sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün
belirli şartlar altında hukuki sonuç doğurmamasını sağlayan bir kurum olarak
uzun süredir uygulanmaktaydı. Bu yönüyle hem bireysel hem de toplumsal fayda
sağlamayı hedefleyen bir ceza politikası aracı olarak kabul edilmekle birlikte,
özellikle temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkileri bakımından önemli
eleştirilere konu olmuştur.
Anayasa Mahkemesi’nin 10.07.2025
tarihli ve E.2024/98, K.2025/149 sayılı kararı, HAGB kurumunun anayasal
sınırlarını yeniden tartışmaya açmıştır. Mahkeme, daha önceki iptal kararında
ortaya koyduğu gerekçeleri büyük ölçüde korumuş; ancak özellikle kamu
görevlilerinin görevleri kapsamında gerçekleştirdiği ve işkence, eziyet veya
kötü muamele niteliği taşıyan fiiller bakımından HAGB’nin uygulanmasını
engelleyen açık bir yasal düzenlemenin bulunmamasını belirleyici bir aykırılık
sebebi olarak değerlendirmiştir. Bu değerlendirme, devletin bireylerin maddi ve
manevi varlığını koruma yükümlülüğü çerçevesinde etkili soruşturma ve orantılı
yaptırım uygulama zorunluluğunu esas almaktadır.
Karar, HAGB kurumunun sadece sanık
lehine bir kolaylaştırma aracı olarak değerlendirilemeyeceğini; aynı zamanda
mağdur hakları, caydırıcılık ilkesi ve kamu güveni bakımından da ele alınması
gerektiğini ortaya koymaktadır. Her ne kadar önceki yasal değişikliklerle kanun
yolu denetiminin genişletilmesi ve sanığın rızasına ilişkin tartışmalı
hususların giderilmesi yönünde adımlar atılmışsa da, bu düzenlemelerin
“cezasızlık” riskini ortadan kaldırmada yetersiz kaldığı anlaşılmaktadır. Özellikle
kamu gücünü kullanan kişilerin ağır hak ihlallerinde HAGB’den yararlanabilmesi,
hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayan sonuçlar doğurabilmektedir.
Bu çerçevede, iptal kararından sonra
yapılacak yeni düzenlemelerde bazı temel ilkelerin gözetilmesi zorunludur. İlk
olarak, kamu görevlilerinin görevlerinden kaynaklanan ve Anayasa’nın 17.
Maddesi kapsamındaki suçlar bakımından HAGB uygulanamayacağı açık ve kesin bir
biçimde düzenlenmelidir. İkinci olarak, mağdurun zararının giderilmesine
ilişkin hükümler yalnızca maddi değil, aynı zamanda manevi zararları da
kapsayacak şekilde güçlendirilmeli, kurumun uygulanmasına ilişkin mağdurun
muvafakatinin gerekliliği şartı aranmalıdır. Üçüncü olarak, HAGB kararlarının
istinafa tabi tutulmasıyla şekil ve esas bakımından denetlenmekle birlikte, sanığın kanun yolundan ve adil
yargılanma hakkının diğer güvencelerinden feragat etmesini gerektirir bir hükme
de yer verilmesi gerekir. Son olarak, kurumun uygulanma alanı
daraltılarak keyfîliğin önüne geçilmeli ve hangi suçlar bakımından
uygulanabileceği daha net kriterlere bağlanmalıdır.
Sonuç itibarıyla, söz konusu iptal
kararı HAGB kurumunun mevcut haliyle anayasal gereklilikleri karşılamadığını
ortaya koymaktadır. Bu durum, kanun koyucu açısından ya kurumun tamamen
kaldırılması ya da anayasal güvencelerle uyumlu, sınırlı ve istisnai bir
mekanizma olarak yeniden düzenlenmesi gerekliliğini gündeme getirmektedir.
Çalışmamızda HAGB’nin kanun koyucu tarafından yeniden düzenlenmesi halinde,
Anayasa mahkemesi kararı doğrultusunda dikkate alınacak hususlar
incelenecektir.
The suspension of the pronouncement of
judgment (HAGB) has long been applied in criminal procedure law as a mechanism
allowing a conviction imposed on the defendant to produce no legal consequences
under certain conditions. In this respect, it has been regarded as a criminal
policy instrument aimed at serving both individual and societal interests.
Nevertheless, it has been subject to substantial criticism, particularly
regarding its impact on fundamental rights and freedoms.
The decision of the Constitutional
Court dated 10 July 2025 (E.2024/98, K.2025/149) has reopened the debate on the
constitutional limits of the HAGB institution. While largely preserving the
reasoning set forth in its previous annulment decision, the Court identified
the absence of an explicit legal provision preventing the application of HAGB
in cases where public officials commit acts amounting to torture,
ill-treatment, or degrading treatment as the decisive ground for unconstitutionality.
This assessment is grounded in the State’s obligation to protect individuals’
physical and moral integrity by ensuring effective investigations and the
imposition of proportionate sanctions.
The decision makes clear that HAGB
cannot be viewed solely as a mechanism operating in favor of the defendant; it
must also be assessed in terms of victims’ rights, the principle of deterrence,
and public confidence in the justice system. Although previous legislative
amendments aimed to expand appellate review and address controversial aspects
related to the defendant’s consent, these measures have proven insufficient to
eliminate the risk of impunity. In particular, allowing public officials to
benefit from HAGB in cases involving serious human rights violations leads to
outcomes incompatible with the rule of law.
In this context, it is essential that
certain fundamental principles be taken into account in any future legislative
reform following the annulment decision. First, it must be clearly and unequivocally
stipulated that HAGB shall not apply to offenses committed by public officials
within the scope of Article 17 of the Constitution. Second, provisions
concerning the compensation of harm should be strengthened to cover not only
material but also moral damages, and the victim’s consent should be introduced
as a prerequisite for the application of HAGB. Third, although HAGB decisions
are subject to appellate review in terms of both form and substance, the legal
framework should also include safeguards preventing any implicit waiver by the
defendant of the right to appeal and other fair trial guarantees. Finally, the
scope of application of HAGB should be narrowed, and clearer criteria should be
established regarding the types of offenses for which it may be applied, in
order to prevent arbitrary practices.
In conclusion, the annulment decision
demonstrates that the current structure of HAGB fails to meet constitutional
requirements. This situation necessitates that the legislature either abolish
the institution entirely or reconstruct it as a limited and exceptional
mechanism in compliance with constitutional guarantees. This study examines the
issues that should be taken into consideration, in line with the Constitutional
Court’s decision, in the event that HAGB is re-regulated by the legislature.