CEZA MUHAKEMESİNDE YENİ BİR KORUMA TEDBİRİ OLARAK HESAP ASKIYA ALMA (CMK M.128/A): GEREKLİLİK, FARKLILIKLAR VE SORUN ALANLARI


Aşkın U.

VI. Uluslararası Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Kongresi, Konya, Türkiye, 20 - 22 Mayıs 2026, ss.151-154, (Özet Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Konya
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.151-154
  • İnönü Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128/A maddesine “bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma” koruma tedbiri eklenmiştir. Bu tedbir bilişim suçlarından elde edilen menfaatlerin hızlı biçimde el değiştirmesi sorununa karşı geliştirilmiştir. Taşınmaz hak ve alacaklara elkoyma tedbirinden farklı olarak ilk aşamada yargı mercilerini değil, doğrudan banka, ödeme kuruluşu ve kripto varlık hizmet sağlayıcılarını yetkilendirmektedir.

Taşınmaz hak ve alacaklara elkoyma tedbiri,  suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde yalnızca hâkim kararıyla ve kanunda sayılan katalog suçlarda uygulanmaktadır. Ayrıca Kanun’da sayılan kurumlardan ilgili taşınmaz, hak veya alacağın suçtan elde edildiğine dair rapor alınması gerekir. Buna karşılık CMK m. 128/A’daki tedbir, Kanun’da sayılan katalog suçların işlendiği hususunda makul şüphe bulunması halinde herhangi bir ön yargısal denetime ihtiyaç duymaksızın banka, ödeme kuruluşu ve kripto varlık hizmet sağlayıcılarına 48 saate kadar ilgili hesabı askıya alma yetkisi tanımaktadır. Bu yönüyle tedbir, klasik koruma tedbirlerinden ayrılarak “önleyici ve acil müdahale” karakteri taşımaktadır. Özellikle bilişim yoluyla işlenen hırsızlık, dolandırıcılık ile banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarında elde edilen menfaatler dakikalar içinde farklı hesaplara veya kripto varlıklara aktarılabildiği için, bu tür bir hızlı müdahale mekanizmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

CMK m. 128/A’daki koruma tedbiri çeşitli hukuki sorunları da beraberinde getirmektedir. Öncelikle askıya alma kararının yargısal bir merci yerine özel hukuk tüzel kişileri tarafından verilmesi, mülkiyet hakkı ve hukuki güvenlik ilkesi bakımından sorun teşkil etmektedir. Her ne kadar kararın kısa süreli olması ve sonrasında savcılık denetimine tabi tutulması öngörülmüşse de, ilk müdahalenin yargı dışı yapılması, keyfilik riskini gündeme getirmektedir. Ayrıca 128/A maddesinde, taşınmaz hak ve alacaklara elkoyma tedbirinden farklı olarak “rapor alma şartının” aranmaması, ilgili menfaatlerin suçtan elde edildiğine dair teknik ve mali analiz yapılmaksızın müdahaleyi mümkün kılmaktadır. Bu durum özellikle karmaşık finansal işlemlerde hatalı değerlendirme ihtimalini artırmaktadır. Keza CMK m. 128/1-c kapsamında banka veya diğer malî kurumlardaki her türlü hesaba elkoyulabilmesi için ilgili kurumlardan rapor alınması gerekliyken, aynı işlem CMK m. 128/A kapsamında yapılarak rapor şartı olmadan yerine getirilebilmektedir. Bu durum hukuk sistematiği ve tutarlılığı açısından da uygun görünmemektedir. 

Bir diğer sorun, CMK m. 128/A maddesinin altıncı fıkrasında yer alan yer “askıya alma işlemine karar veren gerçek ve tüzel kişiler, hukukî bakımdan sorumlu tutulmaz” hükmüdür. Askıya alma kararı veren gerçek ve tüzel kişilerin hukuki sorumluluğunun tamamen kaldırılması, hatalı veya kötü niyetli uygulamalar karşısında bireylerin korunmasını zayıflatabilir. Bunun yanında farklı finansal kurumlar arasında bilgi aktarımının hızlandırılması amacıyla getirilen düzenlemelerin, kişisel verilerin korunması açısından da dikkatle ele alınması gerekmektedir.

CMK m. 128/A’daki tedbirin oluşturduğu sorunların çözülmesi için öncelikle askıya alma kararının alınmasında asgari bir standart belirlenmeli ve “makul şüphe” kavramı somut kriterlerle desteklenmelidir. Ayrıca rapor alma şartının tamamen kaldırılması yerine, en azından belirli tutarın üzerindeki işlemler bakımından hızlı bir ön inceleme mekanizması öngörülmelidir. Finansal kuruluşların sorumluluğu ise kusurlarına göre belirlenmelidir. Sonuç olarak CMK m.128/A ile getirilen düzenleme, bilişim suçlarıyla mücadelede önemli bir boşluğu doldurmakla birlikte, temel hak ve özgürlükler bakımından hassas bir denge kurulmasını gerektiren yeni tartışma alanları oluşturmaktadır.

With Law No. 7571 dated 24 December 2025, Article 128/A was introduced into the Ceza Muhakemesi Kanunu (Code of Criminal Procedure), establishing a new protective measure concerning the suspension of accounts and the seizure of proceeds derived from cyber-enabled offences. This measure aims to address the rapid transfer of illicit gains in cybercrime cases. Unlike the traditional seizure of immovable property, rights and receivables, it empowers banks, payment institutions and crypto-asset service providers to act directly, without prior judicial authorization.

Under the traditional regime, seizure requires a judge’s decision based on strong suspicion supported by concrete evidence and is limited to catalogue offences. It also necessitates a technical report confirming that the assets originate from a criminal offence. By contrast, Article 128/A allows financial institutions to suspend accounts for up to forty-eight hours based on reasonable suspicion, without prior judicial review. This gives the measure a preventive and urgent character. Given that proceeds from cyber-enabled theft, fraud and misuse of bank or credit cards can be transferred or converted into crypto-assets within minutes, such rapid intervention is practically necessary.

However, the measure raises several legal concerns. First, the power to suspend accounts being granted to private entities rather than judicial authorities may affect the right to property and the principle of legal certainty. Although the measure is temporary and subject to prosecutorial review, the initial intervention by non-judicial actors creates a risk of arbitrariness. Second, the absence of a report requirement—unlike in traditional seizure—allows interference with property rights without prior technical or financial analysis, increasing the risk of erroneous decisions. This also creates inconsistency within the legal system, as similar measures under traditional seizure require such reports.

Another issue arises from paragraph six of Article 128/A, which exempts those deciding on the suspension from legal liability. This may weaken safeguards against unlawful or bad-faith practices. Furthermore, the rapid exchange of information between financial institutions raises concerns regarding personal data protection.

To address these issues, minimum standards should be established for account suspension, and the concept of reasonable suspicion should be clarified through objective criteria. A limited preliminary review mechanism could be introduced, particularly for high-value transactions. Additionally, the liability of financial institutions should be based on fault rather than absolute immunity. In conclusion, while Article 128/A fills an important gap in combating cybercrime, it also raises significant concerns requiring a careful balance between effective enforcement and fundamental rights.