Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yoğun bakım ünitelerinde gelişen santral venöz kateter ilişkili kan dolaşımı infeksiyonu ve bakteriyemi ataklarının hasta demografik özellikleri, risk faktörleri yönünden incelenmesi ve atakların mikrobiyolojik analizi( 01 Ağustos 2010 – 01 Ağustos 2011 prospektif çalışma )
Tez Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Akdeniz Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye
Tez Danışmanı: Latife Mamıkoğlu
Tezin Onay Tarihi: 2011
Tezin Dili: Türkçe
Özet:
Günümüzde
klinik uygulamalarda tanı ve tedavi amaçlı çok farklı kateterler yaygın olarak
kullanılmaktadır. Kritik hastalığı olanlarda damar içi kateterlerin önemli bir
komplikasyonu infeksiyon gelişmesidir. Bu infeksiyonların sağlık bakım
maliyetini ciddi şekilde arttırdığından dolayı tanısı, tedavisi ve önlenmesi
sıklıkla zordur.
Yoğun
bakımlar içerdikleri heasta popülasyonu nedeniyle (özellikle travma hastaları,
cerrahi girişim sonrası izlem, yanık hastaları, immünsupresse hastalar,
maligniteli hastalar ve nörolojik hastalar vs.) damar içi kateter
uygulamalarının en sık yapıldığı ünitelerdir. Bu hastalarda yaşamın idamesi ve
hastalığın tedavisi için SVK’ler yaşam desteği ve tedavi anlamında büyük öneme
sahip araçlardır. SVK infeksiyon hızı ve risk faktörlerinin belirlenmesi,
KDİ’larının önlenmesi ve buna bağlı olarak sıklıklarının azaltılması açısından
oldukça önemlidir.
Bu
çalışmada 01 Ağustos 2010 – 01 Ağustos 2011 tarihleri arasında 5 YBÜ’sine (Reanimasyon
1, Reanimasyon 2, Dahiliye Yoğun Bakım, Göğüs Cerrahisi Yoğun Bakım ve Kalp
Damar Cerrahisi Yoğun Bakım) yatan ve SVK takılan hastalar incelendi. SVK
takılan YBÜ hastalarında gelişen KİKDİ ve bakteriyemi ataklarının oluşumunda
hasta ile ilişkili risk faktörlerinin YBÜ ve SVK ile ilişkili risk faktörlerinin
belirlenmesi ve atakların mikrobiyolojik analizinin yapılması planlandı.
YBÜ’sine yatışı yapılan 18 yaş ve üzeri, yatış sürecinde SVK takılarak takip
edilen toplam 300 hasta çalışmaya dahil edildi.
Bir yıllık süre sonunda
çalışmaya alınan toplam 300 hasta; CDC’nin 2008 yılında yayınlamış olduğu ve
halen en güncel olan “Sağlık Bakımı İlişkili İnfeksiyonları Tanımlama
Rehberi”ne göre gruplandırıldı. Bu rehber esas alınarak hastalar önce vaka ve
kontrol grubu olarak iki gruba ayrıldı.
Kateter ucunun
semikantitatif kültüründe etken üremeyen ve kan kültüründe üreme olmayan
olgular kontrol grubuna dahil edildi. YBÜ yatış sürecinde SVK takılan ancak
takiplerinde bakteriyemi ve KİKDİ açısından hiçbir anlamlı klinik ile uyumlu
olmayan ve kan kültürü gönderilmeyen ya da kan kültüründe klinik ile uyumlu
anlamlı üremesi olmayan hastalar da kontrol grubuna (176 hasta) alındı. Önce
vaka grubuna dahil edilen; ancak CDC tanımlamalarındaki kolonizasyon tanımına
tam anlamıyla uymayan ve tüm tanımlama kriterlerini karşılamayan 19 hasta da
sonradan kontrol grubuna dahil edilerek kontrol grubu 195 hasta oldu.
Toplam olarak vaka
grubundaki 105 hastada 121 KDİ gelişti. Aynı tanımlama rehberi esas alınarak
ataklar iki gruba ayrıldı. Postoperatif yara enfeksiyonları, intraabdominal
enfeksiyonlar, üriner enfeksiyonlar ve pnömoniye bağlı bakteriyemiler “sekonder
bakteriyemi” olarak değerlendirildi. Aynı mikroorganizma ile vücudun başka bir
anatomik bölgesinde lokalize enfeksiyon odağı olmaksızın kan kültürü
pozitifliğinin olması “primer bakteriyemi” olarak tanımlandı. Klinik bulgulara
ilave olarak kateter kateter ucunun semikantitatif kültüründe > 15 cfu/ml
etken üreyen, santral venöz kateter kateter ve perifer venden alınan kan
kültürlerinin her ikisinde de kateter ucunda üreyen ile aynı antibiyotik direnç
paternine sahip mikroorganizma üremesi olan olgular “KİKDİ” olarak
değerlendirildi. 18 hastada SVK ile ilişkili KDİ tespit edildi.
KİKDİ ataklarının
gelişmesinde; hiperglisemi, asidoz ya da alkaloz ve elektrolit anormallikleri
gibi metabolik bozuklukların varlığı, YBÜ yatış süresi, uygulanan üriner
kateterizasyon süresi, SVK’nın takılma zamanı ve SVK’nın takılı kalma süresi
istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Kateterlerin takılı kalma süreleri
ortalama 15,19±5,977 gün olarak hesaplandı.
TPN
kullanımının bakteriyemi / KDİ ya da KİKDİ gelişmesinde tek başına bağımsız bir
risk faktörü olarak hesaplanmadı, ancak hastaya takılan SVK ne kadar çok amaçlı
(CVP ölçülmesi, her türlü İV ilaç uygulanması, HD yapılması, TPN uygulanması gibi…)
kullanılırsa KİKDİ gelişme riskinin de o kadar artmış olduğu görüldü.
İleri
yaşta olmanın riski arttırmadığı görüldü. SVO öyküsü, nörolojik hastalık /
sekel varlığı, KOAH, TPN kullanımı, nötropeni ve HT varlığı, SVK ilişkili
komplikasyon öyküsünün bulunması ve daha önceden SVK takılma öyküsünün olması,
SVK takılan anatomik bölgenin farklılığı, SVK’lerin takıldığı birim ve
kateterlerin elektif ya da acil takılma durumu, YBÜ yatış öyküsü, DM, Kr.KC
hastalığı, KAH ve kalp hastalığı varlığı, steroid kullanımı ve cinsiyet; KİKDİ
ataklarının gelişmesinde istatistiksel olarak anlamsız bulundu.
Çalışmamızda
hastanın yattığı birim, hastada sepsis / septik şok / MODS varlığı, hastaya son
2 hafta içinde cerrahi uygulanması ve uygulanan cerrahi şekli, hastada başka
infeksiyon odağının varlığı, hastanın hastaneye esas yatış nedeni, hastada
travma varlığı ve travma bölgesi, transplantasyon öyküsünün olması, dekübit
yarası / infeksiyonu varlığı ve bölgesi, hastaya KT / RT uygulanmış olması,
hastada başka kateter varlığı, YBÜ yatak sayısının fazla olması, hastada
malignite varlığı, malignitenin tipi ve romatolojik hastalık varlığı; hiçbir
bakteriyemi / KDİ atağının gelişmesinde ki-kare testinin varsayımlarını
sağlayamadıklarından istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturmadı.
KİKDİ
gelişen hastalarda SVK ve periferik bir venden eşzamanlı alınan kan
kültürlerinin sinyal pozitifleşme zaman farkları duyarlılığı (sensitivity)
%88,8, özgüllüğü (specifity) %93,0 olarak bulundu. KİKDİ atak oranı ise %20,9
olarak belirlendi.
Kateterin
yapısının değiştirilmesi, aşı denemeleri gibi pek çok çalışmaya rağmen bu
enfeksiyonlar önlenememektedir. İnfeksiyon kontrol politikaları ile
geliştirilen kontrol önlemleri sayesinde risk faktörlerinin önemli ölçüde
önlenebilir olması KİKDİ hızlarında önemli bir oranda azalma sağlayabilecektir.
Sonuç olarak KİKDİ tanımlanması, tedavisi ve korunma
ile ilgili olarak yeni bilimsel yaklaşımlara ihtiyaç vardır. Bu konuya
verilecek önem sadece KİKDİ sıklığını anlamlı bir biçimde düşürmekle kalmayıp,
dolaylı olarak ekonomik kayıpların ve infeksiyona bağlı ölümlerin azalmasına da
önemli ölçüde katkıda bulunacaktır.